July 28, 2014

yirmi alti ocak iki bin on dort

bogulacak gibi misin? kaldir kafani goge bak, bende hep ise yarar dedim. gokyuzunu de senden alamazlar ya. o an kilometrelerce uzaktik ama sanki yanimda gibiydin. beni anladigini hissettim. arada sigaramin dumanini takip ediyorum, nereye giderse oradayim iste dedin. pazar gecesi hep tuhaf olaylara gebe. peki simdi kim kimin avucunda? goge bak, cevap orada.


ssshh

would you like an adventure now or shall we have our tea first?

June 2, 2014

avuç içinde büyüt beni. seyahat edelim seninle. kedileri sevelim. uçurumlara bakalım. yollardan yürüyelim. şemsiyelerimizi kaptıralım rüzgarlara. avuç içimde büyü. nedenler olmasın. niyeleri düşünmeyelim. hepten unutalım. rasyonalize olmayalım. çimlere yatalım. gökyüzüne bakalım. ceplerimize çakıl taşları, ayakkabılarımıza kum dolduralım. şehri avuç içlerimize saralım. kaleler yapalım. burçlar. hanlar. sokaklar. avuç içlerimizde büyütelim evimizin odalarını. sımsıkı saralım parmaklarımızı.  aktarları gezelim. kekik dolduralım avuçlarımıza. kişniş ve biberiye hatta. yeşil koksun avuç içlerimiz. avuç içinin en güzel yerini ayır bana. en yeşil, en güçlü yerini. avuç içinden kocaman ve cesur bir hayat fışkırsın. senin ve benim için.

April 11, 2014

dokuzluk

kayit, istanbul.
20 mayis, ataturk havalimani.

cok yorgunum. hayatim orada ama kaldigi yerden devam etmis 4 ay. sanki ankara ucagina binene kadar guvendeyim. ucaga biniyorum. yabanci her sey yok olamaya basliyor. basladik, ilk yuz metrede yuruyecegim galiba. pasaport birden onemini yitiriyor. birazdan aile, ev. hepsi turkce. ilk yirmi dakika orada toplamda turkce konustugunu asacak kadar cok. ucak indi, kopruden geciyorum. kapi aciliyor, bavullari bekleme zamani. bavullarim acinacak kadar gec geliyor. anne, baba sabirsiz. uzakta bekliyorlar. tam o sirada bana carpiyorsun. dusuyorum. yuzunu daha once gormedim biliyorum, ama sanki seni taniyorum. elini uzatana kadar yavas cekimde her sey. parmak uclarin benimkilere dokundugunda akis normale donuyor. biraz saskin bakiyoruz. sonra telefonunu veriyorsun, ara beni. en kisa zamanda diyorum. bu sahneyi dinleyen merakli seyirci kirk yildir tanisiyorlar der, ya da bana oyle geliyor. ve her sey tam olarak o anda bitiyor.

kes.

April 5, 2014

dogdugumuz andan itibaren yalniz olmamak uzere programlaniyoruz. once aile var, sonra okul, iyi bir is, bir koca. yalnizligin kotu bir sey oldugunu ogreniyoruz. boslukta bocaliyoruz. bosluk. kocaman. kapkara. korkuyoruz, boslugu doldurmak icin elimizden geleni yapiyoruz. kendimizi boslukla, yalnizlikla ozdeslestirmemek icin hep bir baskasi uzerinden tanimlamak istiyoruz. bir sevgili. oteki yari. bosluktan korkuyorum. kendim secmedigim surece yalniz olmak istemiyorum. hep beni tamamlayacak, boslugu dolduracak adami ariyorum. peki bu ne kadar dogal? bana kodlanan korku mu beni bu arayisa iten? neredeyse emindim eksik yanin bu oldugundan. hep bir ama var ama. simdi kocaman bir ama. boslukla yuzlesiyorum. belki de boslukla yasamayi ogreniyorum, yalnizligin gozunun icine bakiyorum. uyurken hep boslugu dusunuyorum. ne kadar cabaliyoruz boslugu doldurmak icin. yanlis secimler yapiyoruz, kacirilmayacak firsat diye ustune atladigimiz seyler bizi yaraliyor.

aslinda, belki de bosluk o kadar kotu degildir?

fuhre mich, halte mich. (yaziya bakinca az bucuk ironik sarki ama yazma ilhami)