Showing posts with label letters to nobody. Show all posts
Showing posts with label letters to nobody. Show all posts

December 23, 2013

anais,

seni özlemiyorum hayır. seninleyken olduğum insanı özlüyorum ben. ayrılık hep iki kişiyle ilgiliymiş gibi gelir insana. alakası yok. bu benimle alakalı. ayrıldıktan sonra sana ne olduğu umrumda bile değil aslında. umrumda olan bana ne olduğu. yılgınlaştım. misk kokan bir kadın her zaman tehlikelidir. bunu bana sen öğrettin. mağlubiyet hiçbir zaman işime gelmedi. bu yüzden hep ben terk ettim seni. ne var ki ilk sen mağlup ettin beni. ayrılmak istiyorum dediğimde gülümsedin. dudaklarını ısırdın. tam o an kendi kaleme gol atan bir kaleci mahcubiyetindeydim. her şey değişir. 4.4 milyar yıl öncesinde dünya yörüngesinde 2 ay vardı. şimdi kimseler bunu bilmiyor. kimse plüto'dan bahsetmiyor. sen beni anmıyorsun. ben yüzünü parça parça unutuyorum. değişimden geriye kalan kırıntıları özlüyoruz. seni özlemiyorum hayır. belki kırıntılarını, biraz da kendimi.

elif'den kalan kırıntılar

November 19, 2013

sevgilim,

sana ilk ve belki de son kez böyle sesleniyorum. onur ünlü düştü aklıma çay içerken. sen şimdi muhtemelen bir trendesin. ben çay içip ağlıyorum, beni öpersen belki şair olur seni yanıma aldırırım diyorum içimden. bugün ilk kez pırasa yedim. yeşil rengini çok severdin. portakal tadı aldım yerken, sigarayı bırakmak gerçekten arttırıyormuş tad almayı. belki de duyularım keskinleştiğinden sen bir trendeyken ağlıyorum şimdi. trenler eskisi gibi değil, o kara yataklı trenlerden birinde değilsindir şimdi. her şey gibi trenler de aşktan yoksun kaldı, her şey yeşil şimdi. ama pırasa yeşili değil, franklin yeşili. aşk örgütlenmektir demiş ece abi. düşünüyorum. sen beni öpersen bankaları soyardım, eski trenleri tedavüle sokardım. geçen gün ilk kez elimde banknot tutarken iğrenmedim kendimden ve maveraünnehirden. berkin elvan için yazı yazdım banknotlara, belki birisi yirmi saniyeliğine de olsa paraya senin bana baktığın iştah ve merakla bakarsa diye. sahi sen ne güzel bakardın bana. şimdiye yaklaşmışsındır sofya'ya, kaldır kafanı ve bak tuna'ya. senin ve benim en sevdiğimiz renkler var orada. göz göze gelsek sevgilim derdim sana. ilk ve son kez ama.

sevgilin,
tuna.

April 6, 2013

falling to pieces

"sen de olmasan galata" dedi, öyle bir dönmüştü ki gözünde istanbul'a olan nefreti görmüştüm. alevler içindeydi yedi tepesi, tıpkı bir ihsan oktay anar karesi gibi. okumuş muydu o romanı, bunu hep merak ettim. içinde herşeyi ateşe vermek isteyen bir piroman yatıyordu galiba, beni ve kendini o ana hapsetmişti ve alenen yanıyorduk. galata bile kurtaramıyordu istanbul'u, ben bile kurtaramazken bizi. elindeki fotoğraf makinesini görmemiştim bile. galata'yi alıyordu kadrajına, hapsediyordu. sanki az sonra istanbul'u ateşe verecekti, galata'yla helalleşiyordu. o günden sonra ne onu gören oldu, ne galata'yı. sesi hala kulaklarımda.

"sen de olmasan galata".


January 13, 2013

ruya #1

seni ilk gordugum gun zihnimi bu kadar isgal edecegini asla dusunmezdim. guzel bir beren vardi, guzel bir gulumsemen. gordugun ilk an tatli diyecegin bir surat vardi karsimda, afyonu patlamamis. benim de afyonum patlamamisti o sira, sabah sekiz bucuktan kim gercekten uyanabilirdi zaten. bir sigara, en az iki cay lazimdi belki sendeki simseklerin beni carpmasina. ama beni carpman neredeyse iki yil surmustu, ankara -20leri gormustu ve belki biz en az yuzlerce defa karsilasacakken yollar bizi yutmustu. seni bu kadar ozel kilan ne bilmiyorum, belki o tasasiz gorunusun kamufle etmeye calistigi, derin huzune batmis gozlerin. bilemiyorum. sadece sunu biliyorum, acele et yetismemiz gereken onlarca karsilasma, yuzlerce ruya var.
arnavut kaldirimlarin cikardigi o kuytu sokakta bekliyorum
ve acele et...
yeni bir ruya yazmak icin sabirsizlaniyorum.

September 7, 2011

Bana evlenme teklifi etti demistin, cok sevindim addy. Hala gordugum en iyi yalanci benim. O an sirf sen seviyorsun diye ictigimiz bu boktan bira sisesini, ki buna bira demek hakaretti, duvara firlatmak istemistim. Ya da daha iyisi seni o duvara firlatmakti. Ama o tatli surat bu kokos mekanin tirtikli duvarinda bir parcasini biraksa o kil kuyruk garsonu da dovmem gerekirdi. Bir bira daha diye bitmisti serefsiz, evet bi sidik daha de digimde musteri her zaman haklidir ifadesiyle uzaklasmisti. Firsat vermiyordu ki, ellerini senden uzak tutamayan o hiyara olan sinirimi kafasina gomeyim. Sen yine herseyden habersiz sendin, biraksam uzerime gokkusaklari kusacaktin. Seninkinden ne haber demistin, tabi ki ona evlenme teklifi etmeyecektim. Ellerimi omurgalarinda gezdirmek istedigim tek hatun senken ona tahammul etmek yeterince zordu zaten. Yol verdim ona addy, o da kuyrugunu baskasina sallamakta gecikmedi. Cok uzuldum enis demistin, inan benim kadar degil demistim belki sevkatten sarilirsin diye, iste boyle boktan bi herifim. Buna daha ne kadar devam edebilirim bilmiyorum, koseye sikistim. Artik canini yakmak istiyorum, nihai evreye geldim. Belki tatli kardesini ayartirim, ona ne kadar duskun oldugunu bilirim. Ya da mark miydi gecen kis gelen eski kirigin, onu nisanlinla -arrgh- paylasirim yine bu sidigin su gibi aktigi bir aksamin bitiminde. Iste ben boyle bir herifim ve hala omurgalarina kitalarca uzagim. Simdi kalkip gercek bir bira alacagim ve rest, bu mektubu da digerleri gibi yakacagim. Ya da seytanim bol olacak ve bu mektupla olu bulunacagim. Belki genc enis ya da daha kotusu enis samsa diye anilacagim. Sana gelince, sokakta goz goze geldigin her 'enis' tarafindan addison love bakislari goreceksin. Nesesi yeter bebek, nesesi yeter.

August 30, 2011

'aradiginiz kisiye suan ulasilamiyor, mumkunse denemeyin' yazili bir t-shirt giyiyordun seni ilk gordugumde, heralde sen yapmistin. saclarin daginikti, gelisi guzel bir topuz yapilmisti. bebek saclarin onlerden fiskirmisti, arkalarda luleler vardi. hava nemliydi, lulelerin suclusu belliydi. tenin fazla beyazdi, kirpiklerin kivrilmamisti. ama yanaklarin, onlar alabildigine kirmiziydi. sanki elma sekeri kaplanmisti. sonralari ogrenecektim ki alnin da boyle kizarirdi, kizdigin anlarda tabi. mizacin geregi kizardin, bu da benim antikaligim derdin. olur olmaz kizardin islere, bizlere. gozlerinde bogulmustum, oyle bir mavi ucsuz bucaksiz bakmisti ki bana. benden hoslanmamistin, dudak kivrimlarindan okumustum bunu. bu isler boyledir demistin cok sonralari varliginla omzumu senlendirirken. oyle bir kivrilmisti ki dudagin, o an geri donusu olmadigini anlamistim. sevmistin beni, tipki seni sevmemenin imkansiz oldugu gibi. bugun burada, ucagima cagrilmayi beklerken anliyorum ki romantik komedi boktanligi esenbogaya islememis. kapi acilmiyor, sen iceri kosmuyorsun. replikler havada ucusmuyor, kucagima atlamiyorsun. bacaklarini belime dolayip opmuyorsun beni. gururun elvermedigi icin sana aldigim ucak biletine de dokunmuyorsun, sinirle parcalamak bile gelmiyor icinden. hep boyle gurur yapar miydin, bu karari seninle almadigim icin geliyorum diyemezmiydin bana eskiden de? vucudundaki her bir benin yerini ezbere biliyorum da bunu bilmiyorum iste. tek bildigim seni birakip dunyanin bir ucuna tasiniyor oldugum icin 'aradigim kisiye ulasamiyorum'. ama denemek istiyorum, 'mumkunse'.

August 29, 2011

islik calmak dunyanin en bagimsiz eglemi derdim hatirliyor musun, uyku tutmayan bir kasim aksamina denk dusuyordu bu konusma. gri bir hirkam vardi, depresyon hirkasi derdin sen ona. mizikam dururdu hep sag cebinde onun. sevmezdin mizikami, mazeretin de yoktu. beni kiskanirdin galiba, dudagimi seninkiyle degil de onunla mesgul etmeme bozulurdun. ama icten ice dinlerdin caldigimi, dudak kenarin gulucuge kivrilirdi. sonra birakirdim calmayi, sakallarina dokunurdum, dudaklarina. hep cok yumusakti yanaklarin. cok yumusakti ses tonun. cok guzel yalan soylerdin mesela, hicbirine inanmazdim. o kadar guzeldi, o kadar gercek. beni kucultup cebine koymak isterdin, sen varken mizikaya gerek yok. tanidigim en guzel icki sesi de sendeydi, cok guzel icerdin. raki dudaklarindan gecip gittiginde hayran hayran izlerdim seni, istemezdim bu zayifligimi gormeni. tanidigim en guzel adamdin bora, bu canimi acitirdi. en yuksege cikmistim, beni biraktiginda -ki ben seni birakmasaydim bu kesin olacakti- asagi inmek zorunda kalacaktim. belki kendim inersem basamaklari, daha dik kalacakti basim. giderken sana bunu soyledigimde bana bakmistin, zekama hakaret ettigimi soylemistin. bak yine yapmistin, bir mukemmel yalan daha yumurtlamistin. beni birakmayacaktin, hep sana mizika calacaktim. bana eziyet edecektin. seni seviyorum cocuk diyecektin. harika bir yalanciydin, senden sonra daha iyi bir yalan duymadi kulaklarim. hirkamin cebi hic dolu durmadi, hic yalana nazir raki icmedim. ozgurce calamadim isliklari. hic adam gibi sevmedim, nefret edemedim. telefonlarini acmadim. yolladigin yuzugu takmadim. evet diye haykirmadim. uyumadim kollarda. simdi sana son bir ballad calarken durustce yalanlayabilirim zamani. sen mukemmel bir asiktin, daha da mukemmel bir yalanci. ve kesinlikle essiz bir ip cambazi.

ekim,
ayakta kalan son mizikaci

August 25, 2011

sen hep ciplaktin elif, agzindaki sigarayla giyinmis sayilmazdin. giyinmeye inanmazdin. seni kimseler giyinik gormemisti, asla. gorenlere dair ufak hatira kirintilari da coktan supurulmustu. basit bir insanim demistin, dugmeler ve kumaslar her seyi karistirir. zorlastirir miydi teninle dans eden ipek bir elbise? seni tanimasalar ne munasebet derlerdi, ama seni kimseler gormezdi. oyle pek kimseler konustugunu da bilmezdi, dans etmek konusmak mi derdi yetiskinler. gidilmeyen adalar tarif edilmezdi, ustelik biz bes metre kuzeye git sola don tanimlarina itibar eden tiplerden degildik. katiydi kurallarin, bir kahve uc sigarayla gunu acardin. kapin bir sicilya sokagina acilmadikca disari cikmazdin, oysa bir ankara kapisinin sicilyaya acilmasi senin giyinmen kadar uzakti sana. yirtip atmistin ucak biletlerini, sonra bana yine oyle bakmistin. kahve yok mu? bizim evde hep kahve olurdu. oyle nescafe falan icmezdin, filtre kahven mutlaka hazirdi. sever miydin? beni ya da kendini? iste bunu asla bilmezdim, giysili halini bilmedigim gibi. sen hep cok basit ama cok zordun benim icin, dikisler ve dugmeler gibi.

dugmelilerden rodin

August 8, 2011

pek de sevgili olmayan elin,

o gunu hic unutmam, bahce kapisi gicirdayarak acilmisti. gunes buklelerine vuruyordu. yeni pedikur yaptirmistin, belliydi. kucuk seytanlar tam emilesi duruyordu ama ben hic boyle seyler yapmam bilirsin. gozlerinin yesilini siyah yesil kalem kombinasyonuyla belirtmistin. o daracik bluz tam senin icin yapilmis gibiydi. bu tabloyu bozan tek sey salindikca sana eslik eden sigara kokusuydu. ona gitmistin belli. onunla sevismistin, ta ki o senden istedigini alip yol verene kadar. simdi icindeki sevkat acligini bastirmak icin yolun dusmustu buraya. eski kurkcu dukkani masali, yapma bunu cok iyi biliyorsun. her gun bir onceki gunden daha ustaca sahneliyorsun. eminim yapabilsen ikimizi tek bir vucutta toplardin. ah su ideal dunya. deli gibi asik oldugun sevisme arkadasin ve sana deli gibi asik uyku arkadasin. bunu daha fazla uzatmayalim dediginde yuzunu gormeliydin, alt dudagini isirmistin elin. gafil avlanmistin. ustelik o hayvan herif boynunu emdigindeki turden bir avlanma da degildi bu. sendelemistin, ne diyorsun bana kahvalti hazirlamissin. ustelik hanimeli bile almissin. dengesizdim haklisin, o an elimde kibrit olsa evi yakardim. emekliye ayriliyorum elin demistim, yardimci erkek rolunden sikildim. hic beklemedigin yerden vurulmustun, o seni yine bir sevisme sonrasi kiskisladiginden buraya gelirdin, buradan kiskislandiginda ne bok yiyecektin. suratindan okunuyordu ve sana yemin ederim bebek, zevkten geberiyordum o an. gozyaslarin bile geri adim attiramamisti bana. ilk kez sen bana muhtactin, bunun tek anini bile kaciramazdim. hic adetim degildir ama bir sigara yakmistim. sen geri geri adimlarla uzaklasmistin. simdi geriye bakinca diyorum ki iyi ki elimde kibrit yoktu, yeni sevismekten gelen buklelerin tutussa yazik olurdu. perde.

emekli emektar, yanki

August 2, 2011

anna,

hangi sen'e yazdigimi inan ben de bilmiyorum, bir sen kaldi mi bundan da emin degilim. orada degilsin, anliyor musun beni? sevisirken degilsin, en kaba tabirle icindeyken bile degilsin. tebessum yayilmayan o dudak bile yok. kazadan beri yoksun hayir, bu hacim yigini bir anlam ifade etmiyor. ben, senin gibi,o bilim adami takimindan degilim, siktirik fizik kanunlariniz benim bu siktirik benligim icin yeterli degil. seni varsaymam icin degil. hangisi dogru bilmiyorum, kazadan sonra senin yaptigin gibi cennet kavramiyla uyutuldugumuza inanmak mi yoksa benim gibi yasamaya bakmak mi? sig bir adamim kabul, benim annamin ellerini uzak tutamadigi bir adam. artik bilmiyorum, senin soyledigin gibi salt cehennem hayati mi yasiyoruz? bilemiyorum bebek, cehennemdeysek eger beni uyutan, cennet denen boktan tatil icin sabah sekiz aksam bes kicini yirtan memurlardan farksiz yapan sendin. ne para, ne ihtisim, anna, benim guzel dudakli daha da guzel goguslu mabedim. simdi soyle bana, hala varim diye bilir misin? tum bu kavram safsatalarini birakip bu koltukta, tam da su anda sortumu siyirip ustume atlayabilir misin? iliklerine kadar yasayabilir misin? supheliyim. o yuzden tam da su anda geri alma tusuna basicam hayatin, bizi o kavsaga tozu dumana katip taklalar attigimiz ana goturucem. cunku o zaman gercekten olu olacaksin guzel anna. beni tukettigin, tukendigin kadar olu. ve en azindan hayata hep anlamli bakmis bir anna gecmis olacak dunyadan, kazadan sonra cehennem kuramlarina sarmamis bir anna. bahsis birakmami sevmezdin ama, ustu kalsin. meteliksiz olmek icin guzel bir aksam.

plain jack

August 1, 2011

salas bi yere gittim bu aksam, kadikoy kokuyor. eski gunlerde beyoglu birahanelerindeki beyefendilerden oldugumu hayal ettim, seninle yaptigimiz gibi. ikinci birami yariladigimda sana yazmam gerektigini hissettim, sanki okuman mumkunmus gibi. hayat garip, hep ruzgara karsi isemeyi basaran heriflerin efsunlu oldugunu dusunurdum. ama iste sen ordasin, asiyanda, bense burada hic olmadigi kadar nefes aliyorum. "it oglu" derdin, "sigara icen erken olur. ben kendi payima dusen yavas olumu birayla dolduruyorum." belki cikar gelir yine it oglu dersin diye uc uca ekliyorum mereti. yine de yetismiyor goge. sen inanmazdin gerci oraya gidecegine. pamuk tikandi mi isik gitti, gerisini dusunme emre. daha da sorgulamazdim, simdiyse tek yaptigim bu. agir tramvaya bagli depresyon dedi doktor, bugunlerde en yakin arkadasim oldunun entel jargondaki karsigili bu. bir kitap yazdim sonunda, kayip adamdan kayip mektuplar. bir kopek aldim, onlarca bitkiyi bok yoluna yolladim. sulamayinca da yasar dedikleri kaktus bile itinayla kefeni boyladi penceremde. galiba giderken yasam duygumu da goturdun. besinci birayi soyledim simdi, kelimeleri kaybetmeye basladim. artik bu kadar suskun olma olur mu, ben payima dusen kelimeleri siraladim. son biram senin icin geliyor. hadi kutla ve bitir.

it oglu

July 30, 2011

migren

bu noktaya nasil geldik merak ediyorum. sana bu pencereden gordugumu anlatiyordum shinead, sen de bazen bunlari goruyordun. gunes sana sari oldugu kadar bana da sariydi. evet belki senin icin dogum kontrol haplari kadar sariydi, bana sidik kadar. ama sari olma noktasinda anlasiyorduk. ayni sarkilara ayni perdeden giriyorduk. bazen ucuz saraplarla kutluyorduk gunesi, geceyi yolcu ediyorduk. bazen kadehlerde jack'le selamliyorduk geceyi. sonra sen o zuppeyle martini kadehlerinde gunleri oldurmeye basladin. sormadan edemiyorum, onun sarisi daha mi isiltiliydi. yanlis anlama beni, seni birakamadigimdan degil. gitmek istediginde seni durdurmamistim biliyorsun, daha o zamandan sen bana uc noktanin bir duzlemde olan iliskisi kadar uzaktin. biliyorsun kelimelerle iyi degilim, belki opusuyor olsak suan beni cok net anliyor olurdun. hala dudaklarin catlak mi? o kayaliklara gidiyorum bazen, atiyorum kendimi denize. saatlerce kaliyorum, dudaklarim tuzla butunlesiyor. cukur cukur oluyor eserin, daha bir gurur duy diye anlatmiyorum bunu sana hayir. sadece demagoji sanatinin dibine vurmak istiyorum. iskocya hala boktan mi? yoksa ust tabakaya kapagi attigindan beri daha mi mavi gokler sana? akdeniz bana gore degilmis, haklisin. sicak yalarken tenimi, tek dusunebildigim ruzgarli iskocya yamaclari. bugun italyan bir kizin kurek kemiklerini kesfettim ve inan bana tek bir aninda bile seni dusunmedim. ama huzursuzluga olan duskunlugumu biliyorsun, durduk yere yaziyorum iste sana. belki kocanin yazihanesine postalarim mektubu, bir parca da sana armagan ederim huzursuzlugumdan. tatli ve mayhos bir bal sarabi gibi huzursuzlugunuz bayim, baska bir sey istemediginizden emin misiniz? lanet olsun sana roy dedigini duyar gibiyim, lanet cekecek kadar tanrim yok bebek. ama illaki bunu soyleyeceksen cehennemde gorusuruz, eminim kavrulmus fistik teni sana cok yakisir. hayir tatlim, o sus kopegini disarida birakman lazim. tanrin o kadar boktan ki hayvanlari cennet ya da cehennemine kabul etmiyor. eminim sana buyukannen bunu coktan soylemistir, hala seni pazar ayinlerine surukluyor mu? o yasli fistiga selam soyle, tanrin biliyor ya benim derdim onunla degildi. duyduguma gore hemen dislerini yaptirmissin, artik parayi dert etmen gerekmedigini yuksek fisiltilarla yayiyormussun. ne sandin, en yakin arkadasimla yattin diye sana bana oldugundan daha sadik mi olacakti? bizi hic anlamadin bebek, o zuppenin seni hic anlamadigi gibi. simdilik kendine iyi bak, dua et de kocan mektubumu minik parcalara ayirmasin. tam sevdigin gibi yazdim, boktan ve anlamsiz.

hic olmadigi kadar ayik dostun,
roy.

July 12, 2011




i play my part and you play your game...
herkes er ya da gec dusunmeyi secer, benimki gec kismina tekabul ediyor. hep farkinda oldugum seyi kendime aciklamam da bon jovi sarkisina denk dusuyor. konsere gitmedim, sahilde -bizim ekibin bir kismiyla- kendi konserimi vermekle mesguldum. crystal clear, tek nokta kadar net. uc noktadan en az istiklal caddesi kadar uzak. ve sen bundan ne anliyorsun? iki nokta kadar muglak. bir zamanlar ankara dunyanin capasiydi, oykuye elephant gun esliginde tanrimi acikladigim kadar uzakta. ya o lanet olasica oltasiyla karanin geri kalanini tutmasaydi? bugun senin gunun ve sen onu da mahvettin diye dusundum, dudaklarim tuzdan kurumustu.
...you give love a bad name.

May 14, 2011

sevgili molly,
hayatimin seyri icin sana yazmayi uygun buluyorum. uc uca ekledigim pullar sana bunu ulastirir mi bilmiyorum, belki de hic ulasmamali. bir tarla uzerinden gecerken artik takati kalmamali ve bir pamuk dalinin ustune dusmeli. onu toplayana hicbir sey ifade etmemeli ve cope atilmali. ama onu okumus pamuk hikayesini donustugu elbiseyle anlatmali. elbise onu duymayan kulaklara bagirmali. bir kadini oynayan kizin ustunde kafamdakileri yansitmali. ve yine benim gibi gozler gormeli onu, kis kis gulmeli igrenc kelimeler kusarken manifestomu uzerinde tasidigindan habersiz bu kiza. ve o kiz her insan oldugunu unuttugunda kanamali kelimelerim, sucunu gun yuzune cikarmali. sonra bir gemiye ulasmali ipliklerim, kulleri denizle bulusmali.

jon,
asla.

April 28, 2011

hastayim, nefes alamayacak kadar hastayim hem de. sabah 10:21 dershane ariyor, uyanmasam mi diye dusunurken bir bakmisim selin ablayla konusuyorum. haftalar oncesinden soz verilen etut bugun konmus, elbette yetiskinler yetiskinleri dinledigi icin. illa babamin konuya el atmasi gerekiyor. benim haftalardir tum mantikli sebeplerle etut koyulmasi icin konusuyor olmamin onemi yok, seni anliyorum alper kamu. kepazelik. iste bu yuzden yetiskinlik sinirini asla gecmeyi dusunmuyorum, bes ekimden beri legal olmam kimin umrunda?

sirf okuyabilmek icin tum zamanimi boyle aptalca heba ediyor olmam, okunacak onca kitabi kacirmam o kadar aci ki. yutkunamiyorum. sonra dusunuyorum 'cilgin mi cilgin projeler'i, 'ana dilinde okuyamazsin, istemezuk'leri, 'beyaz turk' kiclarini, 'derinci'leri ve daha nicelerini. zaman kaybediyorum, cok zaman. oykuyle konusmayi ozledigimi fark ediyorum, tum bu ygs vidi vidilari olmadan hakikaten konusmayi. belki aglasmayi. disarida insanlar oluyor, ben icimde oluyorum. bir levazimatci olmez dedigini duyuyorum orta yasli bir kadinin, insanlar olur diyorum. fikirler susturulur, insanlar oldurulur. bunu en iyi sen bilmelisin, yasadigin kusagi gormuyor musun diye haykirmak geliyor icimden? insanlar oluyor, fikirler susuyor. sonra sizin cocuklar yasasin demokrasi, yasasin laik ilkeler diye vur patlasin cal oynasin yapiyorlar. igreniyorum. anlasamiyoruz, bir levazimatci oldurulmez, olmeyi secer. ve bir levazimatci oldugunde yerini 10u birden almaz, oyle de ozeldir cunku.

ne diyordum insanlar olur, fikirler mahkum olur. sizin zihinlerinizin korku hapishanelerinde isgence gorur. sonra siz kalkar 'sevgi' gibi isimleri kullanip hastaneler acarsiniz, isgenceyle tattiginiz o zehri daha cok ister, zihinlere sacarsiniz. igreniyorum, insanlik sucu lafini duydukca daha da cok igreniyorum. ve bana ama biraz da trigonometri almaz misin diye sorduklarinda essiz yuzlerinde porselen fincanlari parcalamak istiyorum. insanlar disarida oluyor ben icerde, yardim cigliklarini duymamayi seciyorlar, yaralilara yardim eli uzatmiyorlar. hey ozgurluk?

March 24, 2011

yesil semsiye

bir sarki dinledim ve hayatim degisti. artik daha farkli bakiyorum hayata. her adim bir firsat. her bardak dolu, her dolu bir nese. bir sarki dinledim ve ben degistim. olmadi mi? basa sariyoruz. uc, iki, bir...
bir sarki dinledim ve tum ikili iliskilerimi gozden gecirdim. simdi toparlamam gerekenleri toparlamayi planliyorum. artik birak daginik kalsin diyen bir ben yok. belki biraz daha kendimden odun verip zamaninda kendimi yeterince kullandirmamisim gibi yine agir yuklerin altina girecegim. bir sarki dinledim ve daha iyi bir insan oldum. bam, kesiyoruz. ne yani yine mi olmadi? sil bastan, uc ik...
bir sarki dinledim ve bendeki merhameti ben kesfettim. unutmak istediklerimi unuttum, kurtuldum. affettim ve arindim. bir sarki dinledim ve onlar iyilesti, ben iyilestim. kestik. ne var yine? uc, ikkahretsin...
dur n`apiyorsun? mudahale diyoruz buna, iste burada ben kamerayi ele geciyorum. ve tam burada artik sizi eglendirmek istemedigime karar veriyorum. ve sonra ve... sonrasini henuz bilmiyorum. hafif bir gulme tutuyor beni, uzun zamandir kayip yesil semsiyemi omzuma asip cikiyorum. size kalansa nasil bir ruh hastasi olduguma karar vermek. ne diyordum, bir sarki dinledim. orta halliydi desem yalan olur, oldukca hos bir melodi. tekrar dusundum de olaganustuydu sarki. bir sarki dinledim ve yoluma devam ettim, ne bir eksik ne bir fazla.

March 4, 2011

...so i got busy throwing everybody underneath the bus.


bahanem ne mi peki? sarki sozleri cevaptan sayiliyor muydu? 
'you see i'm on a losing streak' desem? olmadi mi? bence bahanelerin sahiydi. 
durust mu olmaliyim? durustlugumu hak etmek icin ne yaptin? bunu hak ettin mi?
... ben de oyle dusunmustum.

.





... ve tereddut etmeden onlari itmeye devam ettim. bir daha, bir daha ve bam. kan govdeyi goturdu. ne mi yaptim? tereddut etmedim. goruyorsun ya 'i'm on a losing streak'. yeterince ikna edici olmadi mi? burada ne mi goruyorum? pembe kuzular, pamuk seker belki. bugun mu? 2007nin sonbahari, eylul olmali.

nc, -not so- new kid on the block
if you want blood (you've got it) | ac/dc

March 3, 2011

bu da mi gol degil?

sayin alaka sahibi okur,

dusunmek insani sorgulamaya itiyor. mevcut olani sorgulamaya, zamanin getireceklerini sorgulamaya... sorgulamak evet, ben emir komuta zinciri tarihcesi ve obur tarafa bakmanin incelikleri derslerini kacirdim, askeri hapishanedeydim o vakit. sanirim esitlik gibi kelimeler kullanmak gafletinde bulunmustum. bu yuzden hala sorgulamak gibi eylemlerde bulunarak rezil bir birey olmaya devam ediyorum.

erbakan'in olumuyle birlikte pek cok kisi bu konuda konusmaya basladi, neyse ki turkiye cumhuriyetinde bir konuda konusmak icin o konuda tek bir kelime bilmek gerekmiyor. evet bu konuda benim de herkes gibi bir dusuncem var. ondan igrenmiyorum ama hayir onu sevmiyorum da. tek bir gorusunun altina imzami atmak istemezdim. kacirdiginiz nokta su ki ister laik olsun ister 'dinle devlet isleri birlikte yurutulsun' benim icin fark etmiyor. cunku ikisi de devlet olma paydasinda bulusuyor. o yuzden ne sizleri ne de onlari seviyorum. digerlerine de mavi boncuk dagitmiyorum hayir. ne arkadaslarimla kolumuzu kessek kimin kani daha kirmizi beyaz akar yarismasi yapmak isterdim ne de meshur cayli sohbet toplantilarina katilmak. goruyorsunuz ya devlet ister sizinle olsun ister onlarla benim icin hicbir cekiciligi yok. hah bildiniz 'onlar'danim ben.

ne zaman goruslerimi dile getirsem 'o zaman git burdan' bakislarinizla karsilasiyorum. benim ailem osmanlinin orta donemlerinde balkanlardan goc ettigi yani 'siz'lerden daha kisa zamandir burada oldugumuz icin bizden gitmemizi bekliyor olabilirsiniz. 'ya sev ya terk et' mottosunu ne kadar cok sevdiginizin de farkindayim. buna herhangi bir cevap vermek istemiyorum, yeterince sacma. sadece tek bir sorum var size. sizin gibi orta asyadan onune suruleri katip buralara gelmeyen, hep bu topraklarda yasayanlara begenmiyorsan, ana dilinde okumak, yasamak istiyorsan cek git dedikleriniz var ya hani, onlar bi' gun size cek git dese, ne diyeceksiniz?

sidik yarisini en cok burada yasayan kazaniyordu en son size sordugumda, mac kac kac simdi?

kara koyun, 
nc

February 25, 2011

hitapsiz mektup

cok samimi bir rica bu eger dersim katliami, zilan deresi katliami gibi seyleri savunacak kadar insan degilseniz rica ederim nefes sahamdan uzak durun. ha ek olarak vah vah yahudilere gibi cumleler kuruyorsaniz ikinci dunya savasina atifta bulunarak, bu sizin skorunuzu esitlemiyor. vicdaninizi da temizlemiyor. dilerim beyaz turk kiciniz tutustugunda sabiha gokcen havaalanindan bilet alip baska engin denizlere yol alirsiniz. adios.

duydum ki libya yilin bu zamani cok guzelmis, ozlemissinizdir belki barut ve kan kokusunu?

February 21, 2011

nc has left the building

ara sira iflas eder bunye, gercekten kelimenin anlamiyla tukenir. bunun havali bir yani yok, fazlasiyla zavalli ustelik. cocuk gibi gozlerinin yaslarla dolmasi, anahtarini evde unuttugunu fark etmen, sinava gec kaliyor olusun, bahce icinden gecip arka kapiyi acip kendi evine hirsiz gibi girmek zorunda olucak olusunun ve bahcedeki camurlu yolun gozunde buyumesi, kapiyi yumruklayarak calmana ragmen kimsenin acmamasi derken gecen surenin yarim saat olmasi bana inandirici gelmedi. belki saatler derdim sorsalar belki daha yeni geldim. bilemiyorum, o an ne hissetigime gore degisirdi bu sorunun cevabi. tek bildigim kaynagini bilmedigim, buyuk ve yapiskan bir ofke kusuyordum. sinavimi kacirmistim, yorulmustum, ellerim, ayaklarim ve burnum usuyordu. ve o an fark edebildigim tek sey artik istedigim seye ulasmak icin yeterince azmedip azmedemeyecegimi bilmedigimdi. tam da gezme tozmayi kesip adam gibi ders calisam derken olmadi bu bebek. ele gune karsi yapayalniz, boyle de olmaaaaz ki dipi dip dip.