duygusallık ayıp bir şey oldu abidin. mutluluğun resmini çekip instagrama koyarlardı. ağlardık, gülerlerdi. duygusal yazılar alay konusu oldu abidin. babalar hep bunun sorumlusu, şımarırsın diye gizli gizli öperlerdi seni uyurken, görmesinler diye. hiç ağlamazlar mıydı onlar abidin, hanelerinde gizlice kapı arkalarına saklanmaz mıydılar? ne zaman utanır olduk duygusal şarkılara karşı iki tek atmaktan, ne zaman koyverdik insan olmayı? ağlamanın adabı ne zaman yazıldı çizildi, biz neden duymadık ilan edildiğini. söyle bana abidin, kim çaldı sigara öksürüğü gibi hüzün dolu kapıları.
eve gidiyordum, belki 6 yaşındaydım. evimin kapısı ceviz ağacının yerlere kadar uzandığı bir arnavut sokaklı ankara kaldırımına açılırdı o zamanlar. okuldan dönmüştüm, kapıda karşılamıştı annem ve babam beni. o zaman çok çalışırlardı, belki mecazen ama mürekkep kokardı elleri sabah 8 akşam 6. saat 4 suları evde olmaları, ellerinde bir çantayla beni karşılamaları o yaşımda dünyadan korkmayan benim için bile tuhaftı. "bu akşam çiğdem'lerde kalıyorsunuz". o zamanlar yeni fenerli olmuştum, memoli izlerdim okul çıkışları. henüz prenseslik yıllarım bitmemişti, benim yurdum annemle babamın bavulun yanıydı daha, bezimi bile terk etmemişken başlamıştım gezmeye onlarla. çok seyahat ederleri, çok gülerlerdi. o gün gülmüyorlardı, istanbul'a gidiyoruz diyorlardı ve bavulları yoktu. "ben de istanbul'a gitmek istiyorum" demiştim ya da dememiştim, o kısımlar biraz bulanık. zaten istanbul'u hiç sevmem, hiç kimse gitmediğinden, ya da annemlerin bir parçası "istanbul"dan hiç dönmediğinden belki.
annem hiç gülmüyordu, ben yukarı koşmuyordum. sonra babam elimden tuttu, ya da tutmadı, dedim ya bulanıktı abidin. 5 kat merdiveni ışık hızıyla tırmandık, içeri sürükledi babam beni. o gün benimle bugün hala devam eden "katran gibi" konuşmalarının ilkini orada yaptı. artık gülmüyordum. gökyüzü gibi miydi çocukluk edip, hiçbir yere gitmiyor çünkü.
sahi duygusallık ne zaman ayıp bir şey oldu abidin?
January 23, 2013
January 17, 2013
January 13, 2013
ruya #1
seni ilk gordugum gun zihnimi bu kadar isgal edecegini asla dusunmezdim. guzel bir beren vardi, guzel bir gulumsemen. gordugun ilk an tatli diyecegin bir surat vardi karsimda, afyonu patlamamis. benim de afyonum patlamamisti o sira, sabah sekiz bucuktan kim gercekten uyanabilirdi zaten. bir sigara, en az iki cay lazimdi belki sendeki simseklerin beni carpmasina. ama beni carpman neredeyse iki yil surmustu, ankara -20leri gormustu ve belki biz en az yuzlerce defa karsilasacakken yollar bizi yutmustu. seni bu kadar ozel kilan ne bilmiyorum, belki o tasasiz gorunusun kamufle etmeye calistigi, derin huzune batmis gozlerin. bilemiyorum. sadece sunu biliyorum, acele et yetismemiz gereken onlarca karsilasma, yuzlerce ruya var.
arnavut kaldirimlarin cikardigi o kuytu sokakta bekliyorum
ve acele et...
yeni bir ruya yazmak icin sabirsizlaniyorum.
arnavut kaldirimlarin cikardigi o kuytu sokakta bekliyorum
ve acele et...
yeni bir ruya yazmak icin sabirsizlaniyorum.
sticky:
letters to nobody
December 10, 2012
ankara, ankara guzel ankara...
ankaranin guzel yani istanbula donusu olmasiydi diyen adamlar ya da kadinlar bu sokaklarin kahramani olmadi. aslina bakarsan bu sokagin kahramanlari da asla ovguye layik olmadi. bu sehrin esas kahramanlari, pelerinlerini sehrin enkaz dolu sokaklarina biraksa da yine de terk etmediler burayi. cesetlerine ragmen, belki de zeki demirkubuzun dedigi ecinlerine ragmen ve ecinleri icin ankara dunyanin capasiydi dediler. ya da en azindan benim hikayem ekim ayazinda boyle basladi. asfalti riya kokardi bu sokaklarin, evet belki yokuslari yorardi adami ama bir kere ankarayi sevdin mi geri donusu olmazdi. ucaklar duserdi sokaklara, ucaklar kalkmak bilmezdi esenbogadan. ankara, bir kere icine isledi mi, ne kadar uzaklasirsan uzaklas terk etmezdi adami.
zaten kim gercekten terk edebildi anakarayi?
October 19, 2012
17.10.12
bu çarşamba hayatımın en korkutucu günüydü. en güzel gündü. en savunmasız günümdü. bu benim hatırlayacak kadar büyük yaşımda attığım ilk adımlardı. oraya çıktığımda hiç bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. ellerim titriyordu, koskoca teknik ekip ve hatta babam oradaydı ama yalnızdım. üniversiteye girdiğimden beri kuşkularım vardı, istediğim gazeteci olmak mı sorguluyordum. insanlar sorduğunda gazeteci olmak istiyorumlar dökülüyordu ağzımdan, düşünmeden. sanki başka bir seçenek yok gibiydi. "nurten hanım, 10dan geriye sayar mısınız? ses kontrolü yapacağız."10... 9... 8... tişörtüme baktığımı hatırlıyorum, amerikan kafasına inceden selam çakan bir tişört seçmiştim. notlarımı son kez gözden geçirdiğimi de hatırlıyorum hayal meyal. birazdan hayatımın ilk ve umarım son olmayan canlı yayına çıkıyorum diye düşündüm sonra, ilk adımlarım bunlar. evet belki 10 dakika, evet belki benim için önemli üç beş kişi izleyecek, izlenme oranları da çok yüksek değil ama bu 10 dakika benim diye düşündüm sonra. panik geçmiyordu, ellerim hakikaten titriyordu. yayına son 3... bir şekilde 10 dakika geçti, telefon bağlantısı yapıldı, apar topar stüdyodan çıktım. o an emindim, ben hayatim boyunca bu işi yapmazsam, asla mutlu olamayacağım. bu çarşamba hayatımın en önemli günüydü. en mutlu...
Subscribe to:
Comments (Atom)