June 23, 2013

şiirlerle 2013 direnişi / gabriel peri, haziranda ölmek zor, tanya

"-öleceksin, dediler,
iltica et, hayatin bağışlanır.
bunu çıplak bir kılınç gibi açık ve uzun söylediler.
gabriel peri dikkatli bir sabırla
ve hafif tertip alaycı nezaketiyle dinledi.
-hayir, dedi.
tırmanmak bir dağın yamacına ...
ve ordan masmavi denizi görmek.
hayatının amacına sadık kalıp ölmenin sükûneti.
dostlarına ve yurttaşlarına yazdı son mektubunu.
lüzumsuz bir tek virgül bile koymadan
tasnifli, berrak,
ve sözü doğrudan doğruya söyleyerek
her seferki dikkatiyle yazdı bunu.
imzasını attı.
zarfı kapattı.
ve dinledi kendi kendini son defa:
pişman değildi.
902' de başlayan
ve bu sabah
941 yılı aralık ayının on beşinde
bu sabah şafakla bitecek olanı
elden gelseydi tekrarlamak
tekrarlardı aynı yerden başlayıp
aynı yoldan geçerek
ve yine gerekirse aynı yerde bitirmek üzere.
ve biraz kibirli bir rahatlık duyuyordu.
kafasıyla, kitapların arasından gelmişti kavgaya
fakat sadık kalmıştı ona namuslu bir amele gibi..." nazım hikmet ran


"yıllar var ki ter içinde 

taşıdım ben bu yükü 

bıraktım acının alkışlarına 
3 haziran '63'ü 

bir kırmızı gül dalı 
iğilmiş üzerine 
okşar yanan alnını 
bir kırmızı gül dalı 
nâzım ustanın 

gece leylâk 
ve tomurcuk kokuyor 
bir basın işçisiyim 
elim yüzüm üstümbaşım gazete 
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların 
şuramda bir çalıkuşu ötüyor 
uy anam anam 
haziranda ölmek zor!"
hasan hüseyin korkmazgil



"nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.bir subay fotoğrafa meraklı,
bir subay, elinde makina : kodak,
bir subay resim alacak. 
tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden
"- kardeşler, üzülmeyin.
gün yiğitlik günüdür.
soluk aldırmayın faşistlere,
yakın, yıkın, öldürün..."

bir alaman vurdu ağzına partizanın, 
genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan. 
fakat askerlere dönüp devam etti partizan : 
"- biz iki yüz milyonuz.
iki yüz milyon asılır mı?
gidebilirim ben.
ama bizimkiler gelecekler.
teslim olun, vakit varken..."

kolhozlular ağlıyordu. cellat çekti ipi.
boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun. 
fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan 
ve hayata seslendi insan: 
"- kardeşler
hoşça kalın. 
kardeşler
kavga sonuna kadar.
duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!" nazım hikmet ran

April 28, 2013

her gerçek ankaralı en az bi' kez kaldırımda oturup ankara trafiğine karşı ağlar.

April 6, 2013

falling to pieces

"sen de olmasan galata" dedi, öyle bir dönmüştü ki gözünde istanbul'a olan nefreti görmüştüm. alevler içindeydi yedi tepesi, tıpkı bir ihsan oktay anar karesi gibi. okumuş muydu o romanı, bunu hep merak ettim. içinde herşeyi ateşe vermek isteyen bir piroman yatıyordu galiba, beni ve kendini o ana hapsetmişti ve alenen yanıyorduk. galata bile kurtaramıyordu istanbul'u, ben bile kurtaramazken bizi. elindeki fotoğraf makinesini görmemiştim bile. galata'yi alıyordu kadrajına, hapsediyordu. sanki az sonra istanbul'u ateşe verecekti, galata'yla helalleşiyordu. o günden sonra ne onu gören oldu, ne galata'yı. sesi hala kulaklarımda.

"sen de olmasan galata".


March 23, 2013

vira

hiçbir şey üretmiyorum. bu yeni bir şey değil, üniversiteye geçtiğimden beri keyfim için hiçbir bok yazmıyorum yazamıyorum. hayatımın kontrolünü ne ara bu kadar kaybettim, bilmiyorum. yelkenleri suya indiriyorum. her adımı ben atıyorum. korkuyorum. kızıyorum. kırılıyorum. çabuk unutuyorum. kabulleniyorum. kafamı öldürüyorum. dumanı yutuyorum. beni yutuyorsun. mantık namına ne biliyorsam hepsini siliyorsun. ve ben yine de dönüyorum.
dönemiyorum.

vira kaptan?
mayna.

March 3, 2013

sekans

sekans'da çekilmişti asla 1:21'i geçmeyen saatim
bu bir farewell yazısı. tam olarak 1 saat sonra sekans kapanıyor. artık bir pazar elimde kruvasanımla damlayıp termosuma earl gray alabiliceğim bir sığınak yok. okul çıkışı akşamüstü birası da yok. aşk heyecanıyla orada karşılaşmak, belki bir birada laflamak da yok. güvenli olan yok, tanıdık olan yok. the time is gone, the song is over. güle güle sekans, çok tatlıydın.

go then, there are other worlds than these.